1980 li yılların orta dönemlerinde çok da şatafatlı bir Dünyaya doğmadım. Merakım her zaman vizyonumu geliştirdi durdu. Klişeleri bazen sevdim çoğu zamanda nefret ettim. Öyle pembeli pembeli zevklerim de hiç olmadı aslında. Hoşuma giden ilgimi çeken her şeyi okudum. Aklımın bir köşesinde hep bir kayıt cihazı vardı. Okudukça merakım arttı merakım arttıkça analiz gücüm. Araştırdıkça seçiciliğim arttı ben seçici oldukça çevremin ne yaptığıma dair ilgisi.
Okuldayken hayattan beklentim iyi bir işimin olmasıydı okul biter bitmez de mesleğimi yapmaya başladım. İş sebebi ile aileden ayrılma dönemi geldi sonra asıl hayata işte 2010lu yılların başında öyle başladım. Ev kurdum, işe gittim, işten geldim alışverişe gittim, alışverişten geldim yemek yaptım, her gün bir şey öğrendim ev idare etmeyi, yeni şehirlere alışmayı, kendimi keşfe devam etmeyi, insanlar tanımayı, stresle başa çıkmayı, yolculuk yapmayı, araba sürmeyi, teknolojiyi takip etmeyi, konuşmayı, anlatmayı, öğretmeyi, öğrenmeyi, dünyanın gitgide daha büyük bir kaosa sürüklendiğini ve o aynı dünyayı daha iyi bir yer yapmak için elimi taşın altına koyabilecek gücümün olduğunu...
Kadınların ne kadar güçlü ve dünyayı değiştirme gücüne sahip olduğunu, amazon olmanın bu zamanda şart olduğunu fark ettim. Güne başlarken içmen gereken sudan gece yastığa başını koyman gereken saate kadar her anın kontrolünün sende olduğunu ve o iki zaman dilimi arasında aldığın her nefesin kalitesini artırmanın da insanın kendi elinde olduğunu. İşte bu sayfanın hikayesi de böyle başlıyor... Günümüzü dolduruyoruz ömrümüzü tüketiyoruz ama bunu hangi kalitede yapıyoruz noktasında. Socrates demiş ki -Bir şeyi gerçekten bilmek onu anlatmakla olur- Buyurun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder